3.Murad.HanI1389'da Sultan Murad-ı Hüdavendigâr zamanında Haçlı kuvvetlerine karşı kazanılan zafer.

Türkleri, Balkanlardan atmak için hazırlanan ittifaka karşı bütün hazırlıklarını tamamlayan sultan Murâd Han, Anadolu’daki arazisinin muhafazası için beylerinden beş kişiyi bıraktıktan sonra Rumeli’ye geçti. Bu sırada bir müddet evvel hacca giden tecrübeli akıncı kumandanı Gâzi Evrenos Bey’in gelerek orduya iltihak etmesi, Türk kuvvetlerinin maneviyâtının artmasına sebeb oldu. Bundan sonra Osmanlı ordusu Sofya, Köstendil ve Kratova yoluyla düşman kuvvetlerine doğru harekete geçti. Daha yolda Sırp elçisi gelerek meydan okuyup muhârebeye hazır olduklarını bildirdi. Hakikatte elçinin geliş sebebi, Osmanlı ordusunun vaziyetini öğrenmekti. Bu son mevkide (Sultan tepesi) toplanan harp meclisinde sultan Murâd-ı Hüdâvendigâr, kumandanlarıyla istişare ederek harbin nerede ve nasıl yapılması gerektiği hakkında fikirlerini sordu. Önce, içlerinde en çok harplere katılan babası sultan Orhan Gâzi’nin silâh arkadaşı mücâhid gâzî Evrenos Bey’e;

 

 “Ey babam yoldaşı Gâzi Evrenos! Sen, bunca cenklere katılmış birisin. Bunlarla ne şekilde ceng etmelidir?” diye sordu. Evrenos Bey;

“Sultânım! Evrenos, hakir bir kulunuzdur. Pâdişâhının huzurunda söze karışmak haddine düşmez. Askere kumanda etmesini hünkârımız cümlemizden âlâ bilür” diye cevap verdi. Sultan Murâd Han;

“Beylerim! Hak teâlânın ihsân ve yardımlarıyla pek çok muhârebelere katıldım. Pek çoğunu muzaffer bitirmek nasîb oldu. Fakat bu gazâ diğerlerine benzemez. İstişare etmekte bereket vardır ve bu, Peygamber efendimizin sünnet-i seniyyesidir. Cümlemiz birlikte karar verip, gönül birleştirmek gerek. Beyim Evrenos! Hayli zamandır bu illerde cihâd eyledin. Düşmanın hâl ve hareket tarzını cümlemizden iyi bilirsin. Senin fikrin nicedir? Ketum olma, söyle!” dedi. Sultan’ın bu emri üzerine Gâzi Evrenos Bey;

“Şevketlu Sultân’ım! Ben kuluna öyle geliyor ki, Allahü teâlâya tevekkül ederek her şeyden önce muhârebe meydanına varmalı ve ordumuzu harp meydanının en münâsip yerine yerleştirmeli. Evvelâ düşmanın üzerimize gelmesini beklemeli. Zırhlara bürünmüş düşmana önce biz hamle edersek çok zâyiât veririz ve onların saflarını bozamayız. Saftan ayrılanlarla harb etmek kolay olur. Onlar yerlerinden ayrılıp dağılarak üzerimize hücum, ettiklerinde, aralarına girmeli, toplanmalarına fırsat vermemeli. Kulunuzun âcizane fikri budur Sultân’ım” diye cevap verdi. Bu fikri, orada bulunan Yahşî Bey, Tîmûrtaş Paşa, vezîriâzam Ali Paşa, şehzâde Yıldırım Bâyezîd ve diğer paşalar pek beğendiler. Sultan Murâd-ı Hüdâvendigâr da bu plânı yerinde buldu ve Sırp despotu Lazar’ın merkezi Priştine’ye doğru yürüdü. Düşman toprakları üzerinde yapılan bu yürüyüş günlerce sürdüğü hâlde, en küçük bir yağma ve tahribata yer verilmediğini Sırp kaynakları haber vermektedir. Gerçekten bu hareket İslâm’ı hıristiyanlara çok iyi tanıttı. İslâmiyet hakkında bilgileri olmayan halk, Türklerin korkusundan yardıma çağırdıkları kendi dindaşlarından çok çektiklerinden ve zulüm gördüklerinden bu davranışlar karşısında hayrete düştü. İdarecilerinin zulüm ve baskısından bıktıkları için bundan sonraki senelerde Türk İdaresini sevip arzu ve istekle beklediler.

Kosova sahrasına gelindiğinde düşmanla karşılaşılınca sultan Murâd derhâl harbe girişilmesini söyledi ise de Evrenos Bey havanın sıcak ve askerin yorgunluğu sebebi ile harbin ertesi güne bırakılmasını arzu ettiğinden öyle yapıldı.

Osmanlıların Balkanlardaki durumunu tâyin edecek olan bu muhârebede başkumandan olan sultan Murâd Han, âdet üzere ordu merkezinde bulunuyordu. Ordunun sağ kotuna Kütahya ve Hamid sancakbeyi şehzâde Bâyezîd kumandasında, Rumeli beylerbeyi Kara Tîmûrtaş Paşa ile Evrenos Bey ve diğer tecrübeli beyler, sol kola Karesi sancak beyi Yâkub Bey kumandasında olarak Anadolu beylerbeyi Saruca Paşa ile Kastamonu, Germiyan, Hamid, Teke, Menteşe ve Aydın kuvvetleri konuldu.

Merkez kuvvetlerinin önünde yeniçeriler ve onların önünde toplar vardı. Bu arada Evrenos Bey’in tavsiyesiyle ordunun sağ ve sol kanadlarının önüne biner okçu kondu. Sağ cenah okçu kumandanı Hamidoğlu Malkoç Bey ve sol kol okçu kumandanı da Hamidoğlu’nun oğlu Mustafa Bey idi. Veziriazam Ali Paşa pâdişâhın yanında bulunuyordu.

Haçlı ordusunun merkezinde bulunan Sırp despotu Lazar, birliklere komuta ediyordu. Sağ kolda Lazar’ın yeğeni ve dâmâdı Brankoviç, sol kolda ise Bosna kralı Tvartko’nun kuvvetleri vardı. Düşman kuvvetleri Sırp, Bosna, Macar, Ulah, Arnavud, Leh ve Çeklerden meydana gelip, mevcudu Osmanlı kuvvetlerinden fazlaydı. Bâzı rivayetlere göre bu ordu, 100, kimisine göre de 150 bin civarında idi.

Sultan, düşman kumandanına bir elçi hey’eti gönderdi. Hey’et, elçilik bayrağı ile ilerleyip kâfir komutanlarıyla görüştü. Onları İslâmiyet’e davet eyledi. Red cevâbı alınca, boş yere kan dökülmemesini, Osmanlı sultânının emrine girip cizye, harac vererek canlarını kurtarmalarını, yoksa bu işi kılıçların hâlledeceğini bildirdi. Fakat, Osmanlı sultânının bu merhametli dileğini red eden haçlı kumandanları, bu hareketle Osmanlının korktuğunu zannetti. Elçi hey’eti de geri döndü.

9 Ağustos günü ordusunu yeniden gözden geçiren sultan Murâd; “Yiğitlerim! Gâzilerim! Beğlerim! Bugün, gayret günüdür. Erlik zamanı, mertlik demidir. Bunca zaman Osmanlı hânedânı sizinle iftihar etmiştir. Şimdi dahî sizden, cihânı tutan şân ve şöhretinizi gösterecek merdâne hareketler bekler.

Erlerim! Alperenlerim! Beğlerim! Gâzilerim! Benim ile beraber hep birlikte tekbîr getirip küffâra saldırınız! Cenâb-ı Hak muininiz olsun!...” diyerek onları savaşa teşvik etti.

Muhârebe 9 Ağustos 1389 günü haçlıların top atışıyla başladı. Bu esnada Osmanlı ordusunun sol kolu sarsılır gibi oldu. Fakat şehzâde Bâyezîd’in bu kola yardımı ve düşman saflarını yarması, tehlikeyi uzaklaştırdı. Türk ordusunun kahramanlığı ve harp plânının mükemmelliği ve muvaffakiyetle tatbiki netîcesinde, güçlü haçlı ordusu, sekiz saat içerisinde bozuldu. Sağ kalan haçlı kuvvetleri geri çekilip, çâreyi kaçmakta buldular. Muhârebenin kazanılmasında ve düşmanın imha ve tâkib edilmesinde, şehzâde Bâyezîd’in büyük rolü oldu. Haçlı kumandanı Lazar, oğlu ve yüksek rütbeli kumandanlar ile maiyyetleri esir edildiler. Murâd Han, zaferden sonra cenâb-ı Hakk’a şükrederek muhârebe meydanında dolaşırken, Miloş Obiliş adında yaralı bir Sırp asilzadesi tarafından hançerlenerek şehîd edildi. Sultan Murâd-ı Hüdâvendigâr’ın şehâdetinden önceki vasiyyeti üzerine şehzâde Bâyezîd Osmanlı sultânı oldu. Sultan Murâd Han’ın şehîd edilmesi üzerine Despot Lazar ve oğlu orada öldürüldüler. Kosova zaferi netîcesinde; Osmanlı Devleti Balkanlara kesin olarak yerleşti ve Sırp krallığı yıkılarak, Sırbistan, Türk hâkimiyetine geçti. Bölgeye, Türk ve İslâm nüfûsu iskân edilerek bu hâkimiyet pekiştirildi. 

Kaynaklar

1) Tâc-üt-Tevârih (Hoca Sa’deddîn); cild-1. sh. 174, cild-2, sh. 237

2) Neşrî Târihi; cild-1, sh. 260, 293

3) Tevârîh-i Âl-i Osman (Âşıkpaşa-zade); sh. 203

4) Hayrullah Efendi; cild-4, sh. 54, cild-2, sh. 203

5) Osmanlı Târihi, (Uzunçarşılı); cild-1, sh. 252, 446

6) Osmanlı Devleti Târihi (Hammer); cild-2, sh. 184, 505

7) Varna ve II. Kosova Muhârebeleri ve İkinci Murâd; sh. 71 v.d.

8) Büyük Türkiye Târihi; cild-2, sh. 296, 424

9) Münşeât-üs-Selâtin, (Kosova Fetihnâmesi); cild-1, sh. 112

10) Kosova Zaferi Ankara Hezîmeti (Fatma Aliyye Hanım)

11) Rehber Ansiklopedisi; cild-10, sh. 253

Makaleyi paylaş

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

otag1otag2mecellekayi9okumalik1

joomla slicebox 3d image slider