İstanbul’un fethi, sıradan bir şehrin düşmesinden çok öte bir hâdisedir. Hem Türk-İslâm tarihinde, hem Avrupa tarihinde bir dönüm noktası olmuştur.

İslâmiyetin zuhurunda dünyada iki büyük devlet vardı: İran Sasanî İmparatorluğu ve Doğu Roma (Bizans). Birincisi daha Hazreti Ömer devrinde yıkıldı. Toprakları fethedildi. Bizanslılardan ilk olarak Suriye fethedildi. Doğu Roma’nın başşehri, Arapların tabiriyle Kostantiniyye, Müslümanların bir ideali oldu. Hazret-i Peygamber’in Ahmed bin Hanbel’in Müsned’inde geçen “Kostantiniyye elbet bir gün fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne iyi kumandandır. Onun askeri ne iyi askerdir” ve Buharî’de geçen “Kostantiniyye’ye ilk sefer eden ordu mağfiret olunmuştur” hadis-i şerifleri bu ideali sembolize eder.

Dünyanın başşehri

Daha Halife Hazreti Muaviye devrinden itibaren Müslümanlar bu şehri almak için uğraşmıştır. İlk ordu sonraları halife olan Şehzade Yezid’in kumandanlığında gelmiş, bu orduya hayli sahâbî de iştirak etmişti. Bunlardan biri de Eyyüp Sultan hazretleri idi. 80’i aşkın yaşıyla hadis-i şerifin müjde ve bereketine kavuşabilmek için kuşatmaya katılmıştı. Fetih mümkün olmadı. İslâm ordusu kolera salgınına yakalandı. Emevi halifesi Abdülmelik, oğulları Süleyman ve Mesleme’yi tekrar kuşatmaya gönderdi. Şehrin tamamı fethedilemedi, ama Mesleme Galata’yı alıp yedi sene oturdu. Arab Câmii o günlerin hatırasıdır. Asırlar sonra Osmanlılar bu ideali canlandırdı. Yıldırım Sultan Bayezid ve Sultan II. Murad zamanında defalarca şehir kuşatıldı ama bir sebeple alınamadı. Şehir, hem çok stratejik mevkidedir, hem de tabiat itibariyle çok güzeldir. Fransa imparatoru Napoléon demiş ki “Dünya tek bir devlet olsaydı, başşehri İstanbul olurdu”. Bugün bile öyledir.

Kostantiniyye’nin fethiyle Müslümanların önü açıldı. Osmanlılar arkalarını emniyet altına alabildi. Böylece İslâm orduları Viyana’ya kadar gitti. Avrupa İslâmiyet ile tanıştı. Balkanlarda hayli ihtidâ cereyan etti. İnsanlar, kitle hâlinde Müslüman oldu. Çok kimselerin teşebbüs ettiği İstanbul’un fethine daha 21 yaşında çiçeği burnunda bir hükümdar iken muvaffak olması, Sultan Fatih’e, bütün İslâm dünyasında fevkalade bir itibar kazandırdı. Bugün bile Müslümanlar arasında kendisini tanımayan ve minnetle anmayan yoktur. İstanbul’un fethiyle, torunu Yavuz Sultan Selim’in alacağı halifelik unvanına da elverişli bir zemin hazırladı. Bütün Müslüman dünyası, Kostantiniyye’yi fethedip Hazret-i Peygamber’in müjdesine nâil olan sultanların halifeliğini tereddütsüz kabul etti. Sultan Fatih ve Osmanlılar, böylece İslâm ve Türk tarihinin bir iftihar vesilesi oldu. Bu sebeple Osmanlılar Kostantiniyye ismini muhafaza etti. Paralar bu isimle basılırdı. Çünki hadis-i şerifte geçmektedir. Şimdi Konstantinopolis kelimesinden rahatsızlık duyuluyor. Osmanlılar bundan kompleks duymadı. Konstantin gibi büyük bir hükümdarın kurduğu dünyanın bu en güzel ve mühim şehrini fethettiklerini göstermek için bu ismi iftiharla kullandı.  

Dönüm noktası

İstanbul’un fethi, dünya tarihi bakımından da dönüm noktasıdır. Latinler, bunu bir haysiyet meselesi olarak gördü. Mezhep farkına bakmayarak Hıristiyan tarihinin bu mühim şehrini korumak üzere İstanbul’a geldiler. Şehri kahramanca müdafaa ettiler. Ama mağlup oldular. Fatih, bu şövalyelere, şövalyece muamele etti. Kahramanlıklarının karşılığı olarak memleketlerine dönemlerine izin verdi. Artık Avrupa’da Türk tehlikesinin bertaraf edilemeyeceği fikri doğdu. İnsanlar, külahların önüne koyup düşündüler. Batıda yer aramaya başladılar. Bu da yeni keşiflere yol açtı. Yeni Dünya’nın serveti Avrupa’ya aktı. Bir yandan da Rönesans doğdu.

İstanbul’un fethi ideali, Türklerin Anadolu ve Rumeli’ye kök salmasını kolaylaştırdı. Kendilerine bir itimat geldi: “İstanbul’u fethettik; artık bu coğrafyadan kolay kolay atılamayız” dediler. Bu onların fetihlerinin önünü açtı. Mısır’ın da, Macaristan’ın da fethinin anahtarı İstanbul oldu. Cihan Harbi’nde İttihatçı reisleri İstanbul’u boşaltıp Sultan Reşad’ı Konya’ya taşımayı düşündü. Hasbelkader Beylerbeyi’nde mahpus bulunan Sultan Hamid’e danışıldığında, “İstanbul’u terk edersek, bir daha dönemeyiz. Elinde kılıç savaşarak ölen son Bizans imparatoru kadar da mı olmayalım?” demişti. Sultan Vahideddin, bunun için tahtını kaybetmek pahasına İstanbul’dan ayrılmadı.

1402’de Timur ordusu tarafından perişan edilmiş iken, 50 sene içinde toparlanıp İstanbul’u fethetmek az iş değildir. Bu fetih, Osmanlı Devleti’ni bir imparatorluk yapmıştır. İmparatorluk, çeşitli taçların kendisine bağlı olduğu büyük devlet demektir. Osmanlı Devleti, an’aneleri basit bir beylik idi. Fetih, bu beyliği, imparatorluğa taşıdı. Kırım, Bosna, Eflak, Boğdan, Arnavutluk gibi nice taçları elinde tutan Sultan Fatih’i, Avrupalılar, Roma İmparatoru kabul etti. İtalyanlar, kendisini parçalanmış ülkelerini birleştirecek kahraman olarak gördüler. Floransa Dükü, Fatih’in resmini üç taçlı madalyonlara bastırdı. Padişah, boş bulunan patriklik makamına tayin yaptı. Ülkesindeki Ortodoksların da hâmisi oldu. Böylece Katoliklere karşı bir güç elde etmiş oldu. Osmanlılar, harab şehri imar ettiler. Şehre, kendi mühürlerini bastılar.

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci

Makaleyi paylaş

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

otag1otag2mecellesurgundekihanedanokumalik1